İyi huylu prostat büyümesinde cerrahi tedavi

Prof. Dr. Oktay Demirkesen: İyi huylu prostat büyümesi, erkeklerede belli bir yaş üstünde önemli bir sağlık problemi gibi gözüküyor. Burada  konuşmak istediğimiz, daha çok, prostat büyümesinin cerrahi tedavisine yönelik yenilikler nelerdir? Sanırım öncelikle açıklamamız gereken  hangi hastalara cerrahi tedavi uygundur? Herkese cerrahi tedavi yapmak gerekir mi?

Prof. Dr. Süleyman Ataus: İyi hulu prostat büyümesinde bir kere kesinlikle ameliyat edilmesi gereken bazı hasta grupları vardır. En başta bunu belirtmekte yarar var. Bu gruplardan  biri idrar yapamayan, tamamiyle tıkanan hastalardır, ki, bu hastalar bilindiği gibi acile gitmek zorunda kalıp, sonda takılan hastalardır. Ayrıca, prostata bağlı tekrarlayan kanamaları olanlar, prostat büyümesine bağlı böbrek fonksiyonları bozulmaya başlayan ya da bozulan hastalar, tekrarlayan üriner enfeksiyonu olanlar, giderek artan miktarlarda mesanesinde artık idrar kalan hastalar da ameliyat kararı verilmesi gereken hastalardır. Aslında, her iyi huylu prostat büyümesini tedavi edilmesinin gerekmediğini de söylemek lazım. Bir grubu hiçbir şey yapmadan izleyebiliriz, diğer bir grubu, ilaçla tedavi edebiliriz. Bir de ilaç kullanan ama ilaçların artık yeteri kadar etkili olmadığı, hayat kalitesinin iyileşmesi konusunda katkısı olmayan vakaları da bu cerrahi gruba sokabiliriz.

Prof. Dr. Oktay Demirkesen: Cerrahi tedavi derken neyi kastediyoruz? Hepimizin bildiği bir takım, gelişmeler ya da yöntemler var. Bunlarda son durum nelerdir? Açık ya da kapalı yöntemler nelerdir

Prof. Dr. Süleyman Ataus: Cerrahi yöntem denince, söylediğiniz gibi, iki tür uygulama akla gelir. Birincisi, açık, yani en eski klasik yöntemdir. Diğeri, kapalı yöntem ise, ön idrar yolundan girerek temel olarak, yolu açma diye tarif edebileceğimiz uygulamadır. Kapalı yöntemlerin, en eskisi,  tansüretral rezeksiyon  kısaca TUR olarak bilinir. Farklı enerji kaynaklarının  kullanıldığı bir ikinci yöntem, Plazma kinetik prostat rezeksiyonudur. Bir de herkesin bildiği lazer enerjisi kllanarak, lazerle yol açmadan söz edebiliriz. TUR’da  ve plazma kinetikte doku çıkarılır. Yani prostatı keserek, mesanenin içindeki birikintiyi yıkayarak dışarı alırız. Lazerde ise doku çıkmaz, yine yol açılır. İlk iki yöntemde, kesilip oradan çıkarılan dokuya ait  bir patoloji  raporu varken lazerde yoktur. Bu önemlibir farktır. Herkes için uygun bir yöntem yoktur. Kişinin genel sağlığına, anestezi alıp almamasına, kanama ile ilgili bazı ilaçlar kullanıp kullanmamasına bağlı olarak bu yöntemlerden biri tercih edilir. Ancak hala en çok kullanılan yöntem TUR’dur.

Prof. Dr. Oktay Demirkesen: Peki, iyi huylu prostat büyümesi ameliyatı olan hastalarda prostatın hepsi alınıyor mu?

Prof. Dr. Süleyman Ataus: Hayır, prostatın hepsi alınmıyor. Bu güzel bir soru, çünkü, hastanın ameliyat sonrasındaki takibi açısından da önemli.  Hastanın işeme ile ilgili sıkıntılarını ortada kaldıracak şekilde bir yol açıoruz. Dolayısıyla, prostatın içini oyuyoruz demek yanış olmaz. Geride her zaman prostat dokusu kalır. Her üç yöntemde de kalır. Bu şu açıdan önemli, hala o dokuda prostat kanseri gelişme riski bulunmaktadır. Ve kapalı yöntemle, prostat ameliyatı olanların, düzenli olarak prostat kanseri risklerini takip ettirmeleri gerekir.

Prof. Dr. Oktay Demirkesen: Bu kapalı yöntemlerin, komplikasyonları ya da ameliyat sonrası istenmeyen etkileri nasıldır? Açık yöntemlerden, kapalı yöntemlere niye bir geçiş oldu?

Prof. Dr. Süleyman Ataus: Açık yöntemlerle, kapalı yöntemler arasındaki  temel fark kapalıda bir kesi olmadığıdır. Kişinin cildi, batının duvarınaki kaslar, mesanesi açılmaz kesilmez. Bu da çabuk iyileşme, gündelik hayata çabuk dönülmesi açısından önemlidir. Açık ameliyatlarda, iyileşme süresi genellikle, 5-7 gündür. Kapalı ameliyatlarda ise genellikle, 1-2 günden bahsedebiliriz. Bu önemli bir farktır. Kapalı yöntemlerin ameliyat sonrası dönemleri gayet konforludur. Sondanın kalma süresi de açık ameliyatlarda biraz daha uzun, kapalı ameliyatlarda ise 1-2 gün civarındadır. Temel olarak fark budur. Bu yöntemlerin, ister açık ister kapalı olsun, bilinen birkaç tane komplikasyonu var. Bir tanesi, idrar kaçırma, diğeri, cinsel fonksiyonların bozulması, bir sonuncusu da meninin dışarı çıkmayıp, mesanenin içine doğru kaçmasıdır. Ama, bu da, yöntemlerden çok, bu yöntemleri uygulayan cerrahın becerisi ile alakalıdır. İyi uygulanan, deneyimli bir cerrahın yaptığı yönemlerde bu tip komplikasyonların görülme oranı daha azdır.

Prof. Dr. Oktay Demirkesen: Yani, iyi hasta seçimi ve iyi bir teknikle, zaten komplikasyonlar, oldukça az görülür diyebiliriz.

Prof. Dr. Süleyman Ataus: Kesinlikle. Bir şeyden daha bahsetmek gerekirse, bu kapalı yöntemler arasındaki farklardan bazıları da  kanama ile ilgili farklardır. Ayrıca kapalı yöntem uygulanırken mesane içerisine bir sıvı vermek zorundayız. Bu sıvıya ait bir takım komplikasyonlar vardır. Mesela, TUR’da kullanılan sıvıya ait komplikasyonlar görülürken, plazma kinetikte serum izotonik dediğimiz sıvının kullanılmasından dolayı komplikasyonlar daha azdır. Yine, TUR’da işlem sırasındaki kanama biraz daha fazla iken plazma kinetikte daha azdır. Ama bunlar bence çok da önemli farklar değildir. Altını çizmek gerekir ki, bunlar bire bir aynı adımları uygulayarak yapılan ameliyatlardır ve aslolan cerrahın becerisi ve tekniğin uygulanmasıdır. Sonuçları etkileyen en önemli parametre budur.

İlgili Yazılar

  • Stres tip idrar kaçırma

Stres tip idrar kaçırma

  • Metabolik sendrom

Metabolik sendrom

Prof. Dr. Süleyman Ataus

Prof. Dr. Süleyman Ataus

1960 yılında doğdu. 1977 yılında Kabataş Erkek Lisesi’nden, 1984 yılında ise İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. 1986-1991 yılları arasında İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimi aldı. 2000 yılında doçentlik ünvanını, 2007 yılında da profesörlük ünvanını aldı. Halen Forte Üroloji’de çalışmalarına devam etmekte.