Aşırı aktif mesanede botoks tedavisi

Prof. Dr.Süleyman Ataus: Aşırı aktif mesanenin, idrar kaçırma sebeplerinden biri olduğunu biliyoruz. Nedir bu aşırı aktif mesane kavramı?

Prof. Dr. Oktay Demirkesen: Aşırı aktif mesane, sık idrara gitme, geceleri idrara kalkma, sıkışma ve sıkışma ile idrar kaçırma durumlarından oluşan, aslında bir belirtiler komplexi olarak adlandırılabilinir. Oldukça sık görülen bir durum olup, bu konuda ülkemizde ve dünyada yapılan bir çok çalışmada bu durumun % 10 sıklıkla görüldüğü bilinmektedir.

Prof. Dr.Süleyman Ataus: Aşırı aktif mesanede tedavi seçenekleri nelerdir?

Prof. Dr.Oktay Demirkesen: Aşırı aktif mesanede tedavi seçeneklerini gruplandırmak gerekir. Birincisi, hayat tarzı denilebilecek, yeme  içme ile ilgili bazı hekim tavsiyelerinden oluşan, bir ilk yaklaşım söz konusudur. Bununla birlikte de genellikle ilaç tedavileri önerilmektedir. Eğer bu yaklaşımla başarılı olunmazsa, bir sonraki basamak tedaviye geçilir. Üçüncü basamak tedavi olarak adlandırılan bu tedavcide botoks ya da nöromodülasyon teknikleri gündeme gelir. Bunlarla da bir sonuç elde edilemezse, en son aşamada, bir takım cerrahi tedavi yöntemlerlerinden söz etmek de mümkündür.

Prof. Dr.Süleyman Ataus: Aşırı aktf mesanede books tedavisini biraz açsak. Nasıl uygulanır, kolay mıdır, yan etkileri nelerdir?

Prof. Dr. Oktay Demirkesen: Endoskopik bir alet yardımıyla, özel geliştirilmiş iğneler yardımıyla,  mesane içine bu madde enjekte edilerek yapılır. Mesane kasındaki kasılmaların sebebine göre değişen dozlarda, bu ilacı uygulamak mümkündür. Botoksun başka yöntemler, endikasyonlarla da uygulandığı bilinmektedir. Buradaki ana prensip mesane adelesinin idrarı depolarken, belli bir süre bloke etmesini sağlamaktır. Tabi işin içine endoskopi girince, bir anestezi gereksinimi doğar mı diye bir soru gündeme gelebilir. Lokal anestezi ile bükülebilir aletlerle de uygulanabilen bir uygulamadır aslında ama günlük pratikte, ülkemizde çoğunlukla anestezi altında uygulanmaktadır. Mesanenin değişik yerlerine, belli dozlarda enjeksiyon yapmak gerekir. Bunların teknikleri zaten belirlenmiştir. Yapıldıktan sonraki süreç nasıldır diye düşünülürse, burada etki süresinin belirli bir döneme özgü olduğunu söylemek mümkün. Doza da bağlı olmak üzere bu süre geellikle 6- 9 ay arasında sürüyor ki son çalışmalar, endikasyona göre değişmekle birlikt, 7,5-9 ay sürdüğünü gösteriyor. Dolayısıyla, bu yöntem sonunda etkinin giderek azaldığını ve tekrar ejeksiyon ihtiyacının ortaya çıktığını hastanın kendisinin hissedip hekimine başvurması mümkündür. Bu aynı zamanda, komplikasyonları olan yani istenmeyen etkileri olan bir yöntemdir. Bunlardan en birincisi, idrar yapma zorluğu oluşmasıdır. Bu etkiler geçicidir. İlk dönem sonunda, %98 oranında komplikasyonun, yani idrar zorluğunun ortadan kalktığını biliyoruz. İkinci bir istenmeyen etki, idrar yolu enfeksiyonlarının sık görülmesidir. Dolayısıyla biraz da idar yolu enfeksiyonuyla müadele etmek gerekebilir.

Prof. Dr.Süleyman Ataus: Botoks uygulamasının sorunlu olacağı, bizim deyişimizle, kontrendike yani uygulanmaması gereken durumlar da var mı?

Prof. Dr. Oktay Demirkesen: Güzel soru. Tabi, kontrendike olduğu durumlar da var. Daha doğrusu, özellikle şuna dikkat etmek lazım: Başka bazı nörolojik sebeplerle de bu durum ortaya çıkabilir.  Bu tip durumlarda kümülatif doz çok önemli. Eğer hastaya, başka yerlerine de yapılıyor ise, o zaman bu kümülatif dozu bilmek gerekir ve o dozun üzerine çıkmamak lazımdır. Bir de eğer, etkisiz olmuşsa tekrar uygulamak için belli bir zamanın geçmesini beklemek durumundayız. Bunun dışında örneğin gebelere uygulama konusunda çok net bir bilgimiz yok. Dolayısıyla bu tip hastalarda uygulamadan çekiniyoruz. Ya da özellikle solunumla ilgili bir takım nörolojik problemler durumunda da genellikle solunumu etkileyebileceği düşünülerek bu hastalara uygulama yapılmıyor.

Prof. Dr. Oktay Demirkesen

Prof. Dr. Oktay Demirkesen

1962 yılında doğdu. 1980 yılında İstanbul Erkek Lisesi’nden, 1987 yılında ise İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. 1988-1993 yılları arasında İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimi aldı. 2002 yılında doçentlik ünvanını, 2008 yılında da profesörlük ünvanını aldı. Halen Forte Üroloji’de çalışmalarına devam etmekte.